BaroKart - BLOG
img

 

img img
HAFTANIN YÜKSEK MAHKEME KARARLARI

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
2017/21698 E.2017/10218 K.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi
2017/881 E. 2017/6335 K.

Danıştay 15. Daire Başkanlığı
Esas No : 2016/9066
Karar No : 2017/186

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü
Başvuru Numarası:2014/18587
Karar Tarihi:06.07.2017

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
2017/21698 E.2017/10218 K.
Mahkeme : İş Mahkemesi
Konu : İşçilik Alacağı Davası

ÖZET: Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, ücret alacağı ve izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davalılardan …… A.Ş.avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; HUMK.nun 438.maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR: Davacı, davalılara ait işyerinde makinacı olarak 2002 yılından 2012 yılına kadar çalıştığını, davalı şirketin asıl işveren diğer davalıyı ise ustabaşı olarak bildiğini, iş sözleşmesinin işverence haksız şekilde fesh edildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma, yıllık izin, bir kısım aylık ücret, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının tahsilini, istemiştir.

Davalı ... …. A.Ş. vekili, davacının kendi işçileri olmadığını, diğer davalının işçisi olduğunu, diğer davalıya işyerini kiraladıklarını, bütün ilgilerinin bundan ibaret olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Diğer davalı ... vekili ise, müvekkilinin çeşitli tarihlerde diğer davalı şirketin kiracısı olarak çalıştığını, davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin 17/09/2010 tarihinde kendi adına olan işyerini kapattığını, bu nedenle davacının 2012 yılına kadar çalışmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalı ...'e ait iş yerinde 1 yıl 23 gün hizmet süresi ile çalıştığı, iş akdinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona erdiğini ispat yükünün davalı işverene ait olduğu, davalı işverenin bunu ispatlayamadığı, bu nedenle davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, ayrıca yıllık izin, fazla mesai ve genel tatil alacağı da olduğu, ücret alacağı olmadığı gerekçesi ile davalı ... hakkındaki davanın kısmen kabulüne, karar verilmiş, davacının şirket çalışanı olmadığı gerekçesi ile şirkete karşı açılan dava ise red edilmiştir.

Kararı davacı taraf temyiz etmiştir.

Mahkemenin il kararı Dairemizin 2014/17000 E. 2015/29930K. ve 26/10/2015 tarihli ilamı ile "hizmet süresine yönelik araştırma yapılması ile her iki davalı arasında asıl alt işveren ilişkisi olması nedeniyle davalı şirketin davacının alacaklarından İş Kanununun 2/6. maddesi hükmü kapsamında sorumlu olduğunun kabulü gerektiği," gerekçesiyle bozulmuştur.

Mahkemece bozma ilamına uyularak SGK kayıtlarının temini ve bilirkişiden ek rapor alınarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı davalı ... ....... A.Ş. vekili temyiz etmiştir.

Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı ... Deri Konf. San. Tic. A.Ş. vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

Dairemezin bozma kararı öncesinde Mahkemece, davacının çalışma süresi içinde arada kıdem ve ihbar tazminatı ödenen dönemin tasfiyesi kabul edilmiş ve bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. Bu durum davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturup, bu hak ihlal edilerek karar verilmesi hatalıdır.

Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında davacı vekili talep arttırımına yönelik olarak davasını ıslah etmiş ve Mahkemece ıslaha değer verilmiştir.

Bozmadan sonra ıslah yapılıp, yapılamayacağı hususunda Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki içtihat uyuşmazlığının giderilmesi amacı ile içtihatların birleştirilmesi gündeme gelmiş, konu Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunda değerlendirilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu' nun 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararı ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir.

Yargıtay Kanunu' nun 45/5. maddesi “ İçtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Dairelerine ve Adliye Mahkemelerini bağlayacağı “ hükmünü içermektedir.

Yargıtay Kanunu' nun 45/5. maddesi karşısında Dairemizce “ Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu' nun bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına ilişkin 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı kararına uygun karar verilmesi gerekmiştir.

Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece davacı vekilinin bozmadan sonra yaptığı ıslaha değer verilmesi HMK.nun 177/1. maddesinin “Islah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir” hükmü ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına ilişkin 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı YİBK” karşısında isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 12/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Yargıtay 15. Ceza Dairesi
2017/881 E. 2017/6335 K.
Mahkeme: Asliye Ceza Mahkemesi
Konu: Nitelikli dolandırıcılık fiiline ilişkin delillerin takdiri ve değerlendirme yetki ve görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olması.

ÖZET :Sanığın yokluğunda verilerek tebliğe çıkarılan 1902/2008 tarihli gerekçeli kararın sanığın savunması sırasında bildirmiş olduğu adres gözardı edilerek, başka adrese tebliğe çıkarıldığı ve bu adrese Tebligat Kanun’u 35.maddesine göre 07/04/2008 tarihinde tebliğ edildiği, tebligat uyarınca da kesinleştirilerek infaza verildiği, İnfaz sırasında sanığın 10/06/2009 tarihli dilekçe ile tebligatın usulsüz olduğunu bildirerek temyiz talebinde bulunduğu, talebin 25/06/2009 tarihli ek karar ile reddedildiği, sanığın 26/04/2010 tarihli temyiz dilekçesi ile temyiz talebinin 25/06/2009 tarihli red kararını öğrenme ve temyizin reddi karanının temyizi olarak kabul edilerek red kararı kaldırılarak temyiz süresinde kabul edilerek yapılan incelemede.

KARAR :09/05/2007 ve 15/05/2007 tarihli iddianamelerde, sanığın katılan ve müştekileri arayarak kendisini Olay TV çalışanı, polis,avukat, doktor ve banka çalışanı olarak tanıtarak, para almak ve zarara uğratmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği iddia edilmesi karşısında; eylemlerinin, hükümden sonra 02/12/2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 14. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 158/1.maddesine eklenen (L) bendi kapsamında öngörülen nitelikli dolandırıcılık fiiline ilişkin delillerin takdiri ve değerlendirme yetki ve görevinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükümlerin bu nedenle, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 20/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Danıştay 15. Daire Başkanlığı
Esas No : 2016/9066
Karar No : 2017/186
Mahkeme : İstanbul 3. İdare Mahkemesi
Konu: Patlayıcı Madde Satın Alma ve Satış İzin Begesi (1. Grup) ile Mermi Satın Alma ve Satış İzin Belgesi verilmesi istemi.

ÖZET: İstanbul 3. İdare Mahkemesi'nin 15/06/2016 tarih ve E:2015/2103; K:2016/1204 sayılı kararının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

KARAR: Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce; dosyanın tekemmül ettiği görüldüğünden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin esasına geçilerek gereği görüşüldü:

Dava; davacı şirket yetkilisi tarafından şirket adına Patlayıcı Madde Satın Alma ve Satış İzin Begesi (1. Grup) ile Mermi Satın Alma ve Satış İzin Belgesi verilmesi istemiyle yapılan 04.09.2015 tarihli başvurunun reddine ilişkin 05.10.2015 tarih ve 2575 sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

İstanbul 3. İdare Mahkemesi'nce; davacı şirket yetkilisi hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olarak değerlendirilemeyeceği, bu kararın davacı yönünden hukuki bir sonuç doğurmasının ancak denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde mümkün olduğundan ve Mahkemenin belirlediği 5 yıllık deneme süresince, yargılanan şahsın sanık sıfatı devam ettiğinin kabulü gerekeceği, ayrıca davacı hakkında devam eden iki ayrı ceza yargılamasının daha bulunduğu, bu durumda davacının durumunun Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin 16. maddesinin 4. fıkrası kapsamında değerlendirilerek, Patlayıcı Madde Satın Alma ve Satış İzin Begesi (1. Grup) ile Mermi Satın Alma ve Satış İzin Belgesi verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davacı tarafından anılan mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddelerle Av Malzemesi ve Benzerlerinin Üretimi, İthali, Taşınması, Saklanması, Depolanması, Satışı, Kullanılması, Yok Edilmesi, Denetlenmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Tüzük'ün 113. maddesinin 1. fıkrasında bu Tüzük kapsamına giren patlayıcı maddeleri toptan ve/veya perakende olarak satmak isteyenlerin, bir dilekçeyle başvurarak satışın yapılacağı il valiliğinden satış izin belgesi almak zorunda oldukları hükmüne yer verilmiş; Ek 1. maddesinde ise, ateşli silahlar ve patlayıcı maddelerle işlenen cürümlerden hüküm giymiş bulunanlara, bu Tüzük kapsamındaki patlayıcı maddelerin imali, ithali, satışı, satın alınması, taşınması, kullanılması, saklanması ve depolanması için izin verilmeyeceği gibi bu işlerde ve koruma hizmetlerinde hiçbir şekilde görevlendirilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik'in Ek 1. maddesinde, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu'nca üretilen veya Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nca ithal edilen veya ettirilen tabanca ve yivli av tüfeği, fişekleri, 14/8/1987 tarihli ve 87/12028 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddelerle Av Malzemesi ve Benzerlerinin Üretimi, İthali, Taşınması, Saklanması, Depolanması, Satışı, Kullanılması, Yok Edilmesi, Denetlenmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Tüzük'ün 113. maddesine göre patlayıcı madde satış izin belgesi alma ön şartıyla, aynı Tüzüğün 83. maddesinde belirtilen birinci, ikinci ve üçüncü gruba dahil satıcılardan bu Yönetmelik hükümleri gereğince tespit edilecek şartları yerine getirenlere, valilikçe Mermi Satış İzin Belgesi verilebileceği, Mermi Satış İzin Belgesi sahiplerinin, en geç üç gün içinde valiliğe bildirmek kaydıyla, kendi aralarında mermi satışı yapabilecekleri hükme bağlanmış, 16. maddesinde ise silah ruhsatı verilmesini engelleyen durumlar bentler halinde sayılmış, maddenin (d) bendinde taksirli suçlar hariç bir yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olanlar ile zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla her türlü kaçakçılık, kara para aklama, hayali ihracat, elektronik alet ve cihazlarla işlenen suçlar, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarını açığa vurma, ideolojik, anarşik, terör ve benzeri yaygın şiddet eylemlerine katılma ve bu gibi fiilleri tahrik ve teşvik suçlarından birinden hüküm giymiş olanlara ateşli silah taşıma ya da bulundurma izni verilmeyeceği, verilmiş ruhsatların iptal edileceği belirtilmiş, ikinci fıkrasında yukarıdaki fıkranın (a),(b),(c),(d),(e),(f),(g),(h),(ı),(i) bentleri kapsamına girenlere, affa uğramış olsalar veya mahkumiyetleri bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalksa ya da mahkemelerce verilen karar üzerine adli sicilden silinmiş olsa bile hiç bir surette ateşli silahlar ile mermilerini taşıma ya da bulundurma izni verilmeyeceği, 4. fıkrasında bu madde kapsamında sayılan fiillerden dolayı yargılanması devam eden şahısların ruhsat verilme ve yenileme işlemlerinin, yargı kararı kesinleşinceye kadar durdurulacağı ve yargılama sonucuna kadar silahın emanete alınacağı kuralına yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden; İstanbul İli, Avcılar İlçesi, Üniversite Mahallesi, E-5 Karayolu Üzeri No:18 adresinde faaliyet gösteren davacı şirket adına şirket yetkilisi Murat Akdemir'in 04.09.2015 tarihli dilekçeyle Patlayıcı Madde Satın Alma ve Satış İzin Belgesi (1.Grup) ile Mermi Satın Alma ve Satış İzin Belgesi verilmesi istemiyle idareye başvuruda bulunduğu, yapılan başvuru üzerine idarece yapılan araştırmada; davacının Küçükçekmece 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 07.05.2013 tarih ve E:2008/2171, K:2013/599 sayılı kararıyla "mühür bozma" suçundan dolayı cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinin, ayrıca

Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:2011/407 sayılı dosyasında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, resmi belgede sahtecilik, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçlarından; Küçükçekmece 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin E:2012/1317 sayılı dosyasında da karşılıksız yararlanma suçundan yargılamasının devam ettiğinin tespit edildiği, anılan tespitler üzerine davacının durumunun Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin 16. maddesinin 4. fıkrası kapsamında kaldığından bahisle 05.10.2015 tarih ve 2575 sayılı işlemle başvurunun reddedildiği, bakılan davanın bu işlemin iptali istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelikte, silah ruhsatına engel suçlardan yargılanması devam eden şahısların ruhsat verilme ve yenileme işlemlerinin durdurularak silah ve ruhsatın emanete alınması düzenlemiştir. Ancak, İçişleri Bakanlığı'nın 21.03.2007 tarihli Genelgesinde de belirtildiği üzere 6551 sayılı Kanun ve 87/12028 sayılı Tüzükte ise yargılaması devam edenlerin ruhsat verilme ve yenileme işlemlerinin yargı kararı kesinleşinceye kadar durdurulacağına ilişkin Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelikte yer alan düzenlemeye benzer bir düzenleme bulunmamaktadır.

Bu durumda 91/1779 sayılı Yönetmelikte yer alan hükmün kıyasen uygulanması suretiyle Patlayıcı Madde Satın Alma ve Satış İzin Begesi (1. Grup) ile Mermi Satın Alma ve Satış İzin Belgesi verilmesi isteminin reddine ilişkin işlemde ve bu işlemin iptali istemiyle açılan davayı reddeden temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile İstanbul 3. İdare Mahkemesi'nin 15/06/2016 tarih ve E:2015/2103; K:2016/1204 sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, kullanılmayan yürütmeyi durdurma harcının istemi halinde davacıya iadesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru Numarası: 2014/18587
Karar Tarihi: 06.07.2017
Konu: Başvurucunun konferanslar sırasındaki sunum ve sözleri ile dinleyicilerin siyasi tercih ve görüşlerini etkilemeyi hedeflediğine ve bunun siyasi faaliyette bulunmak suçunu oluşturduğuna karar verilerek, başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılmasında Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

OLAYLAR: Başvurucu, kurmay albay rütbesi ile Çankırı 28. Mekanize Piyade Tugay komutan yardımcılığı görevini yürütmekte iken 2007 yılının Kasım ve Aralık aylarında, üstlerinden aldığı emirler doğrultusunda Komutanlıkta görevli personel ve ailelerinin "bilgilendirilmesi" ve "bilinçlendirilmesi" amacıyla katılımın zorunlu olduğu Atatürkçü düşünce sistemiyle ilgili bir dizi konferans vermiştir.

2011 yılının Nisan ayında, başvurucunun verdiği konferanslarda kaydedilen sesler ve slayt görüntüleri çeşitli İnternet sitelerinde yayımlanmış aynı yılın Haziran ayında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Savcılığı, siyasi faaliyette bulunmak suçundan cezalandırılması için başvurucu hakkında kamu davası açmıştır. 2012 yılının Nisan ayında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesi başvurucunun siyasi faaliyette bulunmak suçundan cezalandırılmasına karar vermiş fakat Askerî Yargıtay 2. Dairesi mahkûmiyet hükmünün usul yönünden bozulmasına karar vermiştir.

Bozma sonrası yapılan yargılamada başvurucu, yayımlanan slayt görüntülerini inkar etmiş; sesin kendisine ait olmakla birlikte kes-yapıştır yöntemleriyle farklılaştırıldığını, delillerin hukuka uygun olmadığını ileri sürmüştür. Bilirkişi incelemesi ve tanıkların yeminli beyanlarını alan Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesi, 22.04.2014 tarihli kararı ile başvurucunun siyasi faaliyette bulunmak suçundan tekrar cezalandırılmasına karar vermiştir.

İlk Derece Mahkemesi, kararında İnternet sitelerinde yayımlanan kayıtların hükme esas alınamayacağı sonucuna varmıştır. Bununla birlikte Mahkeme çok sayıda tanık deliline ve başvurucunun olay tarihinde kullandığı kurum bilgisayarından elde edilen slayt görüntülerine dayanmıştır. Başvurucu söz konusu slayt görüntülerini kendisinin hazırlamadığını ileri sürmüş ise de Mahkeme dosyanın oluşturulma tarihi ile suç tarihinin uyumlu olduğunu tespit ederek başvurucunun itirazlarını reddetmiştir.

Mahkemeye göre başvurucu, askerî personel ve onların eşlerine yönelik olarak tertip edilen bir dizi konferansta, ülkenin genel politik seyrine ilişkin yorumlar yapmış, 2007 yılında yeni seçilmiş olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile o tarihlerdeki Hükûmet üyelerini ve Hükûmet politikalarını eleştirmiş, Hükûmetin irticai faaliyetler yaptığını ileri sürmüş ve bazı siyasetçilerin eşlerinin başörtülü olmasından yakınmıştır. Mahkeme, başvurucunun konferanslar sırasındaki sunum ve sözleri ile dinleyicilerin siyasi tercih ve görüşlerini etkilemeyi hedeflediğine ve bunun siyasi faaliyette bulunmak suçunu oluşturduğuna karar vermiş; başvurucunun 780 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

Askerî Yargıtay 2. Dairesi, temyiz itirazlarını reddederek İlk Derece Mahkemesinin kararını onamıştır.

Başvurucuların İddialarıBaşvurucuya göre İnternette yayımlanan ses ve slaytları içeren video hukuka aykırı olarak elde edilmiş delildir ve daha sonra elde edilen tüm deliller de hükme esas alınamayacak delillerdir. Bu sebeple başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. İkinci olarak başvurucu, kullandığı sözlerden dolayı cezalandırılmasının ifade özgürlüğüne de aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Mahkemenin DeğerlendirmesiAnayasa Mahkemesi bu iddialar kapsamında özetle aşağıdaki değerlendirmeleri yapmıştır:

Başvurucunun video delili dışındaki delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiğine ilişkin bir iddiası bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesi bu delili hükme esas almamıştır. Mahkemenin diğer delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin değerlendirmesinde bir keyfilik de bulunmamaktadır. Dolayısıyla ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli ve ölçülü olup olmadığına ilişkin değerlendirmelerin Mahkemenin diğer delillere dayanarak somut olaylara ilişkin vardığı kabul üzerinden yapılması gerekir.

İlk olarak başvurucu, Atatürk ilke ve inkılaplarına ilişkin anlatımları nedeniyle değil, olayların yaşandığı tarihte Hükûmette olan siyasetçilere ve güncel siyasi konulara ilişkin beyanları nedeniyle cezalandırılmıştır.

İkinci olarak mevcut başvuruya benzer başvurular Türkiye'deki asker-siyaset ilişkilerinin tarihinden bağımsız olarak değerlendirilemez. Ülkemizde demokrasinin tarihi, bir ölçüde, az sayıdaki kişinin demokratik olmayan yöntemlerle yönetime gelmelerinin engellenmesi için siyasal kurumları geliştirmenin ve korumanın tarihi olmuştur. Bu itibarla bilhassa askeri olanaklar ve asker sıfatı ile siyasi faaliyetlerde bulunanlar hakkında ceza soruşturması ve kovuşturması açılması anlaşılabilir bir durumdur.

Üçüncü olarak albay rütbesinde bir subay olan başvurucudan, katılımın zorunlu ve katılımcıların emri altındaki askerî personel ve onların eşleri olduğu bir ortamda güncel siyasete ilişkin görüşlerini beyan etmek konusunda daha dikkatli olması beklenir.

Açıklanan nedenlerle başvurucunun siyasi nitelikteki ifadeleri nedeniyle nispeten düşük miktarda adli para cezası ile cezalandırılmasının Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerinden olan demokratik düzenin korunması için gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.

Sonuç olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.


BaroKart Blog'da bulunan Yüksek Mahkeme Kararları yargitay.gov.tr, danistay.gov.tr, anayasa.gov.tr resmi internet sitelerinden alınmıştır.

Nasıl TL Yüklenir?

BaroKart'ınıza TL Yükle sayfasından yükleme yapabilirsiniz.
TL yüklemek için tıklayınız.